
Antakya Çevre Koruma Derneği'nin Başkanı Nilgün Karasu, Antakya'da meydana gelen şiddetli depremlerin ardından ortaya çıkan çevre sorunlarına dikkat çekti. Karasu, deprem sonrası yaşanan afet yönetememe krizi ve çevre sorunlarını ele alarak, yapılan hataları ve yapılması gerekenleri gazetemize anlattı.

Antakya ve çevresinde 6 ve 20 Şubat tarihlerinde meydana gelen büyük depremler, on binlerce insanın hayatını kaybetmesine veya engelli kalmasına neden oldu. Ancak, bu felaketlerin ardından yaşanan afet yönetim krizi, çevre ve insan sağlığı ile tarihi dokunun büyük bir tehdit altında olduğunu gösteriyor.

Özellikle aşırı yağışlar sonucu oluşan seller, planlı olmayan enkaz kaldırma ve depolama sorunları, acil durum müdahale planlarının eksikliği ve alt yapı problemleri gibi faktörler bölgedeki sorunları derinleştiriyor. Hava kirliliği ise sürekli bir tehdit olarak varlığını sürdürüyor.
Deprem sonrası enkaz kaldırma çalışmalarının yanlış yönetimi, atıkların yanlış yerlere dökülmesi ve taşınması gibi hatalar, çevre ve halk sağlığına ciddi zararlar veriyor. Molozlar yerleşim alanlarına, okulların, kamu kurumlarının, zeytinliklerin, tarım alanlarının ve dere kenarlarına dökülüyor, bu da ekolojiyi tehdit ediyor.
Ayrıca, bu molozlardan yayılan asbest ve diğer kimyasallar soluduğumuz havaya karışıyor ve sağlığımızı tehdit ediyor. Maalesef, asbest gibi kanserojen maddelerin yönetimi konusunda yeterli önlemler alınmıyor.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın raporuna göre, Hatay'da hava kirliliği öncelikli çevre sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Ancak depremin ardından sınırlı sayıda istasyonda hava kalitesi ölçümleri yapılıyor, bu da kirliliğin boyutunu gözler önüne seriyor.

Tüm bu sorunların çözülmeden, günlük yaşamımıza yeni sorunlar ekleniyor. Güvenlik, barınma, suya erişim, sağlık hizmetleri, eğitim ve ekonomik sorunlar gibi bir dizi zorlukla başa çıkmak zorunda kalıyoruz. Deprem sonrası yaşanan şiddetli yağmurlar, çadır ve konteynır şehirlerdeki çaresizliği artırıyor.
Buna ek olarak, yeni taş ocakları açılmasıyla ilgili haberler, çevre sorunlarını daha da derinleştiriyor. Bu ocaklar, ormanları ve bitki örtüsünü yok ediyor, erozyonu hızlandırıyor ve tarım alanlarına zarar veriyor.
Antakya Çevre Koruma Derneği Başkanı Nilgün Karasu, bu kaotik ortamdan ders çıkararak, depreme ve iklim değişikliğine dayanıklı kentlerin inşa edilmesi gerektiğini vurguluyor. Kentlerin deprem ve iklim risklerini azaltacak politikalarla tasarlanması gerektiğini belirtiyor.
Karasu'nun önerileri şu şekilde:
Deprem sonrası doğru adımların atılması,
Kontrol edilebilir risklere hazırlıklı olunması,
Afet sonrası enerji güvenliği için yenilenebilir enerjinin önemli olması,
Afet risklerine karşı kompakt kentlerin tercih edilmesi,
Yeşil alanların doğru tasarlanması ve erişilebilir olması,
Kent içi ulaşımda raylı sistemlerin artırılması,
Yapıların iklim değişikliğine hazırlıklı olması.
Karasu, Antakya'nın demografik yapısını ve kent kültürünü koruyarak, ekosistem içinde yeniden inşa edilmesi gerektiğini vurguluyor. Geleceğimiz için sağlıklı ve sürdürülebilir bir şehir yaratmanın önemine dikkat çekiyor.
Yorum Yazın