Ersin Bilge Eşekle Gelen Dostoyevski kimdir?

Ersin Bilge Eşekle Gelen Dostoyevski kimdir?
Ersin hocamı çok yakın buldum kendime.

Ersin Bilge, 1963'de Erzincan'ın Çayırlı ilçesi, Yukarı Kartallı köyünde, beş çocuklu ailenin ikinci çocuğu olarak doğdu. İlkokulu Yukarı Kartallı köyünde, ortaokulu Mercan ve Erzincan'da, lise öğrenimini Erzincan ve Çayırlı'nın liselerinde tamamladı. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesinde okudu. Özel sektörde çeşitli işlerde çalıştı. Bir dönem Maliye Bakanlığında kamu görevlisi olarak görev yaptığı sırada evlendi. Aile bütünlüğünü sağlamak amacıyla istifa ederek Almanya'ya yerleşti. Yaşam ve ekmek mücadelesine orada devam etti. İşçi olarak pek çok fabrikada çalıştı. İki erkek çocuk babasıdır. Yıllar sonra çocukluk hayallerini gerçekleştirmek için heybesi kitap dolu bir eşeğin sırtında, doğduğu topraklara geri döndü. Birçok belde gezerek köy çocuklarını sevince boğup, hayallerini gerçekleştirdi. Kendi yaşamından kesitleri ve hayallerini gerçekleştirmek için neler yaptığını ilk eseri "Eşekle Gelen Dostoyevski" kitabında anlattı. “Yol Öyküler” adlı ikinci eserinde ise gittiği yerlerde insanlardan dinlediği, özellikle de Anadolu kadınının çektiği acılara ilişkin kendisine anlatılanları derledi. İçten bir dille, anlatılmış, kaleme alınmış, düşündüren, sorgulatan bu öyküleri okurken kendinizden Anadolu'nun toplumsal yaşamından izler bulacaksınız...

Ersin Bilge’nin Eşekli Bir Dostoyevski olmasının öyküsü.  

Ersin Bilge: Erzincan Çayırlı ilçesinin Yukarı Kartallı köyü bir vadinin içinde. O yıllarda köyümüzün sadece patika yolları vardı. Kağnı arabalarının, öküzlerin, atların, eşeklerin iş gücünden yararlanılırdı. Köy çocuğu olarak araç gereç görmemiştim. Bir gün de ilkokulda dersimi yapmadığım için öğretmenim bana kızdı. Neden dersini yapmadın, dedi. Ben de kalem defterim mi var, Öğretmenim bana, seni eşek sudan gelinceye kadar döverim, dedi. Akşam eve gittiğimde okuryazar olmayan bilge Anadolu kadını rahmetli annem dedi ki; “Yarın öğretmenine “Bu eşek ya sudan gelmezse beni ne kadar döversin diye sor.” Bir gün sonra öğretmenime annemin dediğini dedim. O anda aklıma mizahi bir düşünce geldi. Birileri eşeklerin üzerindeki heybelerle köy çocuklarına; kalem, defter, kitap yükleyip biz köy çocuklarına dağıtmış olsaydı keşke.

O gün ve o yıllarda hiç kimse bu hayalime dokunmadı. Sırasıyla ilkokulu, ortaokulu, liseyi bitirerek maliye sınavlarını kazandım. Kamuda görev yaptım, sonradan üniversitede işletme okudum. O yıllarda dünyanın bizim köyden oluştuğunu düşünüyordum sonradan dünyanın, evrenin ne kadar büyük olduğunu öğrendim. Böylece yıllar su gibi akıp giderken maliyeden istifa ederek yurt dışına yerleştim. Almanya'da çok sıkıntılı bir süreç arkasından ağır işlerde çalıştım. 2019 yılına gelince eşime, çocuklarıma çocukluk hayalimi anlatım ama kimse dokunmadı hayalime. Eşim ve çocuklarımın da; git sen bu hayalini yaşa, demeleri üzerine doğup büyüdüğüm coğrafyaya gittim. İlk etapta 800 öğrenciye 800 dünya klasiklerini yanında 800 defter, 800 kalem, 800 silgi, 800 kalem açacağı, birlikte ilk etapta kendi ritüelinde Hızır lokması olarak çocuklarla buluşturdum. Bir gün sonra yazar İsmail Saymaz bana, ne yapıyorsun Ersin abi, deyince ben de eşekle çocuklara hediye dağıtıyorum dediğim de benden fotoğraf ve video istedi. Çocuklara vermiş olduğum hediyeler içinde Yaşar Kemal'in kitaplarını, Maksim Gorki'nin ANA, Rıfat Ilgaz'ın,  Fakir Baykurt'un kitapları da vardı fakat İsmail Saymaz, Dostoyevski'nin Suç ve Ceza kitabını iki öğrencinin elinde görünce bir gün sonra Hürriyet gazetesinde manşetten verdi. O gün öğretmenimin Annemin söylemleri ile hayalim bütünleşerek İsmail'in manşetiyle Türkiye'nin EŞEKLE GELEN DOSTOYEVSKİ'si olarak basında yer buldum. Şu ana kadar 6500 köyün çocuklarına ulaştım. 72 Üniversiteli öğrencimize dostlarım üzerinden Hızır lokması gibi, kimine 100 €, kimine 50 €, para gidiyor her ay. Kısaca özeti böyle...

Toplumun kanayan gerçeklerine dikkat çekmeye çalıştım’

Birinci kitabım EŞEKLE GELEN DOSTOYEVSKİ, bu kitabım hiç hayal etmediğim kadar çok sayıda kısa sürede beşinci baskısını yaptı, bundan çok mutluyum. Bu kitaptan sonra okuyucular ve dostlarımın söylemleri üzerine ve ikinci kitabını bekliyoruz talepleri üzerine çıkmış olduğum yolculuğumda bu defa gördüklerimi duyduklarımı " EŞEKLE GELEN DOSTOYEVSKİ "den yol öyküleri adlı ikinci kitap dosyamda topladım ve bitti. Her an okuyucuların elinde ve raflarda olacak yakında. Bu kitabımda gezip gördüklerimden aklımda kalan özlem, hasret, gözyaşı dolu anlatılarına toplumun kanayan gerçeklerine dikkat çekmeye çalıştım...

‘Edebiyatla ilgilenen insanlar, benim nazarımda ışık taşıyıcılardır’

Her okuduğum kitapta kendi adıma diyorum, ne de çok cahil olduğumu görerek. Okuduğumda da bilgi birikim dağarcığıma koyabildiğim kadar bilgi yüklediğimi fark etmekteyim. Edebiyat derken üzerinde yaşamış olduğumuz evrenin her ucunda yaşanmışlıkları acı, tatlı, sevinçleri kaygıları tasaları dramatik bütün öyküleri insan olarak ya sözlü edebiyat sayesinde ya da yazılı edebiyat eserleri sayesinde öğrenmekteyiz. Onun için Avrupalı edebiyatçının yazdıklarıyla Asyalı edebiyatçının yazdıkları aynı değerdedir ikisinde de çok önemli kültürler arasındaki farklılıkları ancak böylece öğrenmiş oluyoruz.

Edebiyatla ilgilenen insanlar, benim nazarımda ışık taşıyıcılardır cümlesiyle özetliyorum...

‘Almanya'daki göçmen bir yazar olmakla Türkiye'de bir Almancı yazar olmak arasındaki fark’

Evet bana göre Almanya'da yaşayanlara Almancı demelerinin ana nedeni bence biz Almanya'da yaşayanlar, izine gidenler söyletmiştir, çünkü izine gittiklerinde topluma biraz tepeden bakmaları savurganca harcamalarından dolayıdır. Oysa ki Almanya'da çalışma koşullarını bir anda unutmaktalar bu da Almancı demelerine sebep olmakta.

Kars'ın bir köyünden çıkarak İstanbul'a gelip çalışan ve yerleşen sonradan köyüne dönenene İstanbullu demezler çünkü çıktığında da dönüşünde farklılıklar yoktur doğallığını korumuştur. Almanya'ya gidenler bunu koruyamamışlar. Almanya'daki göçmen bir yazar olmakla Türkiye'de bir Almancı yazar olmak arasındaki fark. Almanya’da çok sayıda yazar, çizer ve edebiyatla ilgilenen üstatları tanıdım hepsinin eserlerinde iki kültür arasındaki harmanlaşmayı ve dünya edebiyatı açısından çok önemli olduğunu vurgulamak isterim fakat ne yazık ki Almanya'daki okuyucular tarafından önemli karşılığı olmadığını da gördüm oysaki hepsinin eserlerini alıp evlerinin raflarında çocuklarına torunlarına güzel bir miras bırakmalılar.

Ersin hocamın

Gittigim yerler

Erzincan / Çayırlı

Burdur/ Bucak

Trabzon/ Orta hisar

Artvin / Borçka ve şavsat

 Dersim / Pülümür

Erzincan/ Altınbaşak

Aksaray/ Saratlı beldesi

Konya / Kahraman

 Balıkesir/ Havran

Bursa / Orhaneli  

 Ardahan/ Damal 

Toplam : 7000 ,ögrenci

 

Ersin hocamla Balıkesir Edremit’te karşılaştık. Edremit Lisesi Mezunları Derneğinin düzenlediği programda çok uzun sohbetimiz olmadı. Programın yarısında yetişmiştim. Ersin hocamın anlatımı devam ediyordu. Anlatımları hiç de yabancı değildi. Ortak olduğumuz konu aynı coğrafyada yaşamışlık.

Ersin hocamı çok yakın buldum kendime. Önceliği eğitim olan ve ülkemizi her köşesine ulaşabilmek için eşeğin sırtında kitaplarını satarak eğitime yaptığı katkısını görmemek körlük olurdu. Bu konu beni ciddi boyutta etkilemişti. Telefonla arayarak uzun bir sohbetten sonra aramızda güzel bir dostluk doğdu. Değerli Ersin Ağabeyim Ellerinden öpüyorum. Yolun açık olsun.

Erdal Bila

Yorum Yazın