

DEVE KARINCAYA BİNMİŞ GEZİYOR…
Deve Karıncaya Binmiş Geziyor…
Bir gerçek yalanım vardır erenler
Deve karıncaya binmiş geziyor
Özüyle, işiyle kirli kişiler
Halkın önünde yunmuş geziyor
Bilenler bir gömlek biçsinler bana
Acep kim benzermiş zalım Mervan’a
Yiğitçe çıkmıştı halkın uğruna
Mahzuni hak ile yanmış geziyor
Aşık Mahzuni ŞERİF
Tam anlamıyla günümüze uygun olduğunu düşündüğüm bu dizeleri yayınlamak istedim. Deve karıncaya binmiş geziyor… Dünya uygarlığına ulaşmamız, ileri medeniyetler seviyesine yükselmemiz için yereldeki sorunları çözmemiz gerekir. Yereldeki sorunları çözmek de, devenin karıncaya binmesiyle daha da artıyor. İnsanlarımız fakirleştikçe fakirleşiyor, ezildikçe eziliyor, siyasetçilerimiz ise duymuyor, görmüyor, işitmiyorlar. Emeklilerimiz sosyal atık, enflasyonumuz da dört nala gidiyor.
Mevsimlik tarım işçilerimize tatil yapıyorlar, alıştı onlar, deniyor. Hayatını kaybeden madencilerimizden kimse nedense sorumlu değil. Deprem konusunda hiçbir ilerleme kaydedilmiyor. İnsanlarımız açlıkla, yoksullukla uğraşırken siyasetçilerimiz gövde gösterisi peşinde. OY YOKSA HİZMET YOK. Tehditten lütfene dönen Sayın Cumhurbaşkanımız önde, diğer oyuncuları arkada Yerel Seçim propagandalarını yürütedursunlar. Muhalefet diğer tarafta, ama kimse yereli, insanı görmüyor, görmezden geliyor. Sayın Cumhurbaşkanımız son kez oy peşinde. Değerli milletim ‘bu benim son seçimim, lütfen bize oy verin’ diyor. Millet bunu yer mi? Sayın Erdoğan biliyor ki, bütün İslam ülkelerinin gözü bizde, AKP’nin başarısı İslam ülkeleri için önemli. Kendisiyle özdeşleşmiş bir rejim var. İslam ülkeleri rotası, pusulası. Kendisiyle özdeş olan rejimin, tarikatların, zümrelerin, geniş kesimleri ılımlı hale getiren Erdoğan olmayınca biteceğini biliyor. Mekanizma dağılmış oluyor, vefa mesajı değil, ben olmazsam bu kazanımlar da olmaz, diye direk dile getiriyor.
2028’dede Anayasa’daki yasal engel olunca, kendisinin olamayacağını da biliyor. Son kez çağrısı da bu yüzden, uzun vadedeki ortaklarını da bu işin içine almak istiyor. 2023’de de aday olamazdı. 2028 için kanunu hatırlatma gereği duydu. MHP’de de ağırlık yok, ciddi sorunlar var. Büyükşehirlerde de örgütün seferber olmasında sıkıntı var, iktidar tabanı açısından da. Rejimin bir insan tarafından örgütlenmesi de, hem biyolojik olarak, hem de siyasal anlamda ciddi problemler oluşturdu. Arayış var. Anayasa, Yargıtay içinde kavgalar var. Anayasa değişikliği konusu ciddi bir tartışma yaratacak. Doğal olarak 31 Mart seçimi AKP’de önemli bir doğal güç başlayacak. Ortadoğu’da ciddi anlamda olanı biteni izliyor. Anayasa nasıl gelişecek, siyasi partiler nasıl şekillenecek? Hepsi merak konusu. İstanbul’da kritik potansiyel lider adayı var. Bekleyip, göreceğiz…
YAGEV Genel Başkanı Serkan Özkaya, yerel seçimler öncesinde önemli açıklamalarda bulundu.
Başkan Özkaya’ya yerel seçimler hakkında sorularımızı yönelttik. Özellikle Büyükşehir Belediye Başkanlarının görevlerini tam anlamıyla yerine getirmediklerini, hizmet anlayışından çok siyasi hamleler için makamlarını kullandıklarını ifade eden Başkan Özkaya; “Belediye başkanı olmak; o bölgedeki, o ilçedeki, o kentteki insanların yaşam standartlarını daha kaliteli bir duruma getirebilmek için var olmalı. Belediye başkanlığı siyasetçi için bir basamak, bir atlayış konumu ya da bir sıçrama tahtası gibi görülmemeli. Bu şekilde görevini amacı dışında kullanan belediye başkanlarına, halkımız oy vermemeli” ifadelerini kullandı. Yerel Hizmetler Proje Araştırma Geliştirme Dayanışma ve Eğitim Vakfı (YAGEV) Genel Başkanı Serkan Özkaya, yerel seçimler öncesi önemli açıklamalarda bulundu. Uluslararası boyutta önemli projelerde yer almış, ülkemizde ilk kez gerçekleştirilen projelerin Öncülüğünü veya ortaklığını yapmış olan YAGEV Genel Başkanı Serkan Özkaya, deneyimleri ve bilgileri dâhilinde yerel seçimleri değerlendirdi. Başkan Özkaya; belediyecilik anlamında önemli eksikliklerin olduğunu, belediye başkanlarının makamlarını hizmet dışı kullanımlara yöneldiğine dair önemli sorunların olduğunu, hizmet çalışmaları yerine siyasi hamlelerin ön plana çıktığını belirtti.
1- Yerel yönetimlerde aday adaylarını belirleme kıstası şu an günümüzde nedir? Nasıl olmalı?
Başkan Özkaya: “Günümüzde ne yazık ki önceden siyasi partilerin genel başkanlarına yakın olan insanlar, partiye yakın olan insanlar, halkın seçtiği ya da halkla kazanmayı umut ettikleri insanlardı. Şimdi partilerin genel başkanlarının görüşü kimi ne kadar kullanacak, kimi ne kadar kontrol altında tutacak, kimi reklam kampanyasını yürütecek, eli cebine ne kadar girecek, yani kendi menfaatlerini ön planda tutma peşindeler. Memleketi iyi noktalara taşıma süreci hikaye yani. Akademik ve kentlerimizi yaşanabilir kentler yapabilmek insanların refah düzeyini daha yüksek haline getirebilecek, nitelikli insanların başa gelmesini diliyoruz. Biliyorsunuz ki, tarif ettiğimiz gibi, bizim umut ettiklerimiz olmadığı gibi; kentte yaptırım gücü olabilecek ya da halkın ortak değerlerine saygı gösterebilecek adaylar seçilebilse. Kamuoyuna göre ya da partilerin tabanındaki insanların ya da partilere gelen talepler doğrultusunda adaylar seçilmiş olsa, oturdukları koltuğunu hakkını verebilme ihtimalleri o kadar yüksek olur. Ötekileştirmeyen, ayırıcı bir dil kullanmayan, herkese eşit, herkese adil mesafede duran , ülkemizi ileri refah düzeyine çıkaran başkanlarımız olsa, en azından umudum bu yönde. Halkın mutlak değerlerine sahip çıkan, kucaklayıcı, kentlerini sevebilecek; akademik ve teknik anlamda da bunları başarıyla yapabilecek Başkanımız olmalı.
2- 1994 yerel yönetimler seçiminden sonra Türkiye’de yerel seçim ve genel seçim birleşti mi?
Başkan Özkaya; Dünya literatüründe yeni bir kavram Türkiye’de gelişti. 1994 yerel seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilip, ardından cezaevi sürecinden sonra tekrar belediye başkanlığı sürecinin ardından, yeni bir parti kurma süreciyle birlikte ne yazık ki böyle bir kanı oluştu. Türkiye’de Başkan, Cumhurbaşkanı, Başbakan olan insanların sanki belediyecilikten gelmesi gerektiği gibi bir kanı oluşuverdi. Bu bir şans değil. Çünkü belediye başkanının yetkileri farklı bir şey, Cumhurbaşkanın, Başbakanın, Başkanlık sistemine göre de düşünürsek oradaki yetkiler başka bir şekildedir. Ekrem İmamoğlu’nda da gördüğümüz gibi, Ali Müfit Gürtuna, rahmetli Kadir Topbaş örnek verecek olursak. İstanbul’da Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan bir insan, sanki bu ülkede Cumhurbaşkanlığına adaymış gibi ya da Büyükşehir Belediye Başkanı seçildikten sonra o koltuğa oturmak yerine şehir şehir turlar düzenliyorlar. Sinop’a, Sivas’a, Konya’ya, Kayseri’ye veya farklı illere turlar düzenliyorlar, miting yapıyorlar. Örneğin Mustafa Sarıgül, Şişli Belediye Başkanıyken Sivas’ta toplantı yapmıştı. Günümüzde bu durum devam ediyor. Bunu bir partinin alt yapısını oluşturmak için yapıyor. İnsanlar sizi yaşadıkları kenti yönetin, iyileştirin diye seçiyor. Siz, bir partinin genel başkanlığına, genel seçimlere hazırlanır gibi hareket edemezsiniz. Örneğin; İstanbul’da yoğun kar yağışı olduğu, yolların kapalı olduğu günlerde Ekrem İmamoğlu’nun balıkçıda yemek yemesi, bir siyasi partinin genel başkanıyla görüşmesi ya da Amerika Birleşik Devletleriyle ya da dış güçlerle birlikte görüşmüş olması, sanki devlet başkanıymış rolüne girip onlarla görüşmüş olması, bu tür görevlere soyunmuş olması ne kadar üzücü bir durumdur. İnsanlarımız burada hizmet beklemektedir. Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanının aday adaylığı konuşuldu. Kemal Kılıçdaroğlu gibi bir Genel Başkan varken, bu arkadaşların konuşulması ne kadar rencide edici bir durum. Yani İstanbul’da trafik sorununu mu çözdünüz? Ankara’da bütün sorunları çözdünüz mü? İstanbul’da güllük gülistanlık bir hava mı esiyor da Sinop’a gidip çalışmalar yapıyorsunuz? 11 ilimizi etkileyen deprem bölgelerindeki insanlarımıza yardım etmek güzel bir şey. Bir çalışma yaparken önceliğin kendi şehrimiz olması lazım. İstanbul’da trafik sorunu almış başını gidiyor. Çevre sorunu, çarpık kentleşme almış başını gidiyor. Boğazlardaki ya da imar bölgesindeki sorunlar, dere yataklarının ona buna peşkeş çekilmesi, ormanların katledilmesi, çevre kirliliği filan derken; işin garip tarafı Büyükşehir Belediye Başkanları bir devlet başkanı rolüne soyunmaya çalışıyorlar. Büyükşehir Belediye Başkanlığındaki kişiler lütfen devlet başkanlığı rolüne bürünmeden önce; öncelikle seçildiğiniz kentteki sorunlara el atın. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir yönetim şekli yoktur. Dünyanın hiçbir yerinde de olmamalı. Daha önce Belediye Başkanlığı yapan insanın sonrasında Başkanlık veya Cumhurbaşkanı olmaması gibi yeni bir kanun ile yasaklanmalı. Yani belediye başkanı olmak; o bölgedeki, o ilçedeki, o kentteki insanların yaşam standartlarını daha kaliteli bir duruma getirebilmek için var olmalı. Ama siyasi için bir basamak, bir atlayış konumu ya da bir sıçrama tahtası gibi olmamalı
3-1994 seçiminde Türkiye’de seçim modeli mi şekillendi?
Başkan Özkaya: “1994’deki yerel seçimlerinin ardından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak seçilen Recep Tayyip Erdoğan’ın bugünkü Cumhurbaşkanlığı pozisyonunda olması; Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan kişilere de umut kaynağı, bir yol haritası gibi görünmeye başladı. Bugünlerde de, Ekrem İmamoğlu’na bakarsanız Recep Tayyip Erdoğan’ı bire bir taklit eder ve Ekrem İmamoğlu’nun bu tavrı CHP tabanı tarafından fark edilmektedir. Ekrem İmamoğlu’nun tavırları ve siyasi hamleleri CHP partisinin hiçbir politikasına uygun değildir. Hele ki, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurmuş olduğu bir partide, CHP’nin dokusuna uygun olmayan bir başkan. Partisinin Genel Başkanlığına dahi aday oldu. Sen, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak seçilmişsin. İlk önce Belediye Başkanı olarak ne yaptığını görelim. İnsanlar tabii ki, her türlü siyasi partiye üye olabilir. Üye olduğu partide görev veya makam almak için aday olabilir. Burada hiçbir kusur veya sorun yok. Ancak CHP’nin Genel Başkanı olabilmek için, CHP’nin programına uygun olan kişiler, keşke CHP Genel Başkanı olsa. Türkiye’de seçimin içi boşaltıldığı gibi; her Büyükşehir Belediye Başkanının seçildikten sonra, sanki ilerleyen süreçte başbakan veya cumhurbaşkanı olacakmış gibi davranmaları çok yanlış bir politika. Bunu kentin kadersizliği olarak görüyorum. Çünkü seçilen kişiler, sonraki süreçte belki Cumhurbaşkanı olurum düşüncesiyle hareket ederek, çalışma odaklı değil siyasi odaklı hamleler yapıyorlar. Daha fazla ne kadar hizmet edebilirim? Ne gibi çalışmalar yaparım düşüncesinden uzaklaşarak, ben nasıl reklam yaparım mantığındalar. Çok laf üretip, az iş yapmak mantığı sürüyor. Ülkemizde ne yazık ki, politika yapmak istiyorsanız; bir çeperiniz olması gerek, yandaşlarınız olması lazım. Siz seçildiğiniz takdirde yandaşlar bir beklenti içerisine giriyorlar. Bal tutan parmağını yalar politikasıyla, sizin birçok yanlış işlere imza atmanıza neden oluyorlar. Türkiye’de ‘dayısı olmayan yürüyemiyor’ algısını silmek ne kadar güzel olurdu değil mi? Bizler belediye başkanı seçerken; bu ülkenin gelecekteki cumhurbaşkanını seçiyormuş gibi hareket edersek, sorunlar nasıl çözülecek? Gelecek nesillere daha sağlıklı, daha kaliteli, daha sağlam kentler, yaşanabilir kentler anlamında ne sergileyeceğiz? Bu nedenle yandaşlara verilen kaynaklar, gelecekteki çalışmaların önünü keseceği için büyük sorun oluşturacaktır. O yüzden seçilen her büyükşehir belediye başkanlarının, gelecekteki Cumhurbaşkanı adayı mantığını ortadan kaldırmazsak Türkiye bu tutumdan dolayı çok şey kaybedecektir. İnsanlar hep söylüyor ya ‘Atatürk’ü bir türlü aşamadık’ diye. Rahmetli Süleyman Demirel’i ‘yine geldi şapka’ diye eleştiren, Cem Karaca ya da sol kesimde yer alanlar, inanın Süleyman Demirel’i, Turgut Özal’ı, Bülent Ecevit’i adeta mumla arar olur. Geçmişteki siyasetçilerimiz ile bugünkü siyasetçileri karşılaştırdığımızda, aradaki farka bakın. Ne kadar fark var? O zaman ki Cumhurbaşkanı ile Belediye Başkanları arasında dağlar kadar fark var. Büyükşehir Belediye Başkanlarının, Cumhurbaşkanının yanına dahi yaklaşmaması gerekirken; standartları, bilgileri, çevreleri, hakları farklıyken; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının kalkıp Cumhurbaşkanına muhalefetmiş gibi çalışır olması, ne kadar üzücü bir durum. Bu şekilde ülkemiz, şehrimiz, ilçemiz nasıl yaşanabilir bir yer olabilir. Tarafsız ve adil bir şekilde çalışmalar sürdürmek ne kadar mümkün?”
4- 1994 seçimi sonrası büyükşehir belediye başkanları sizce aktifleşti mi yoksa aktifleşmedi mi?
Başkan Özkaya: Büyükşehir Belediye Başkanları seçildikten sonra anlattıkları raporlarda, planlarda, kentte, yapacakları programlarıyla geliyorlar. Ancak seçildikten 1 ay sonra ‘Bu ülkede cumhurbaşkanı veya başkan nasıl olabilirim?’ mantığına girip başka şehirlere ve hayallere koşuşturuyorlar. Bu durum da onları pasifleştiriyor. Amacı dışında kullanmak tabiri vardır. Bir yeri kiraya verirsiniz ya da proje karşılığı verdiniz diyelim. Verdiğiniz arsayı ormanlık alan yapması için teslim ediyorsunuz, ancak bir süre sonra ormanlık alan yapılması gereken yerlerde villalar var. Ne oluyor bu durumda? Amacı dışında kullanım oluyor. Büyükşehir Belediye Başkanlarının, ilçe belediye başkanlarının da bu kıstası koymak gerektiğini düşünüyorum. Bir siyasi partinin genel başkanlığına oynamak ne demek? Önce istifa et, Büyükşehir Belediye Başkanlığından, sonra genel başkanlığa aday ol. Böyle bir şey olabilir mi? Bir belediye başkanının, belediyecilik dışında; cumhurbaşkanlığına, başkanlığa veya her hangi bir farklı siyasi konuma gelmek için hareket etmesi, amacı dışında makamı kullanmaktır. Bence bu durumda derhal istifa etmelidir. Amacı dışında kullanacaksan neden büyükşehir belediye başkanlığına veya ilçe başkanlığına aday oldun? O zaman gidin, üyesi olduğunuz partinin başka bir konumunda görev alın veya aday olun. Belediye, bir ülkede siyaset yapmak için basamak olmamalı, hizmet alanı olmalı. Yoksa modern ve yaşanabilir kentler anlamında böyle mi ilerleyeceğiz? Dünyaya başkentlik yapacak olan İstanbul’un hali böyle mi olmalı? İzmir’e, Antalya’ya, Ankara’ya bakın, son durumlarına bakın, böyle mi olmalı? Üç tarafımız denizlerle kaplı, arazilerimiz tarıma uygun ancak tarımda gerideyiz, hayvancılıkta da gerideyiz. Her şey amacı dışında kullanılıyor. Toprak dahi amacı dışında kullanıldığında mahsul veya ürün vermiyor. Çilek yetişmesi gereken bir toprağa buğday ekerseniz olmaz. Halkımız da amacı dışında kullanılan belediye başkanlığı makamında bulunan insanlara oy vermemeli.”
5- 1994 seçimlerinden sonra büyükşehir belediye başkanı olarak seçilen başarılı büyükşehir belediye başkanları sizce var mıdır? varsa da kimlerdir?
Başkan Özkaya: “1994’den sonra hele ki, İstanbul, Ankara, İzmir, Muğla, Antalya ve diğer büyükşehir belediyelerine seçilen insanların hepsi seçildikten, 1 veya 2 ay sonra siyasi partilerinin genel başkalığına yahut başkanlık için hamleler yaptılar. Bundan sonraki süreçte aklıma gelen başarılı bir belediye başkanı ya da ‘vay be’ diyeceğimiz bir proje oldu mu? Örneğin Metrobüs çalışması, bundan 25 yıl önce Devlet Planlama Teşkilatı’nın yapmış olduğu bir çalışma. Bunun için devlet ihalesini düzenlemiş, planlarını, yol ve köprü projelerini hazırlamış, ödeneğini karşılamış. Ben, Yerel Hizmetler Proje Araştırma Geliştirme Dayanışma ve Eğitim Vakfı Başkanı olarak, belediyecilik anlamında toprağı, havayı ve suyu kirletmeyen, gelecek nesillere çok iyi bir şeyler bıraktığını düşünebileceğim bir projeyle ve bir belediye başkan adayıyla bu zamana kadar karşılaşmadım. Bundan sonraki süreçte olur diye umutluyum, ancak yine aynı isimler veya aynı tarzdan kişiler aday. YAGEV Vakfı Genel Başkanı olarak umutsuz bir durumdayım. 1994 yılından bu yana kadar oy kullanmadım ve kullanmayı düşünmüyorum. Çünkü gidip oy kullanacağım adayın, bana hitap ettiğini düşünmüyorum. Ya da bu kente hizmet edeceğini düşünmüyorum. Hiçbir adayım yok. Çünkü hiçbiri benim ne hizmet anlayışımı karşılayabilecek durumda, ne de onların yaptığı çalışmalara ortak olma niyetindeyim”
6- Belediye başkanlarımızın çoğunluğu erkeklerden oluşuyor. Kadın belediye başkanlarımızın sayısı çok az. Sizce kadınların belediyecilik anlamında yaptığı çalışmalar, erkek belediye başkanlarına oranla nasıl? Daha mı başarılılar?
Kadınlar, doğurganlık özelliğinden ve üretkenlik özelliğinden dolayı erkeklerden daha başarılı olabilir. Bana göre hele ki bir kentin, bir doğanın, bir ülkenin kaderini etkileyebilecek görevlerde kadınların olması çok önemli bir durum. Hem ekonomi konusunda, hem de boşa giden kaynaklar konusunda. Sayın Fatma Şahin’i örnek vermek isterim. Sayın Fatma Şahin’de bizim bu zamana kadar söylediğimiz tüm şeylerin, tam tersine bir hareket var. Önceki görevi bakandı, sonrasında belediye başkanı oldu. Bakanlık, Belediye Başkanlığı makamına göre, çok daha yüksek bir mertebede. Böyle bir durumda belediyeciliği siyaset organı olarak kullanmadığından dolayı, halka hizmet yönleriyle, her ülkeden, her kentten, her azınlıktan, her düşünceden insanın yoğunlukla yaşadığı Medeniyetler Şehri dediğimiz Gaziantep’te bu tür çalışmalar yapıp, herkesin beğenisini toplamasını, takdir etmişimdir. Politik bir tarzı görünse de, karşısında olduğu veya ona karşıt gördüğü kişileri ahi olarak görmüştür. Bu ne demektir? Siyaset bir tarafta kaldı, belediyecilik var oldu. Fatma Şahin, Türkiye’de yerel yöneticilik konusunda örnek gösterebileceğimiz kişilerdendir. Dünya’ya bakış açımda bana göre iki tür insan var; Biri iyi insan, diğeri kötü insan. İnsanların dini, dili, cinsiyeti ve diğer etkenlerin önemi yoktur. Üzülerek söylemek istiyorum ki; Türkiye’de kadınlarımız kendi konumlarını, duruşlarını, makamını kendileri belirlemiyor. Kadınlarımız nedense öncülük etkenden yana çekingen davranıyorlar gibi geliyor bana. Kadınlarımız daha çok mağdur ve ezik rolü oynuyorlar. Nedense birileri sürekli onlara yardım etmeleri politikalarını benimsiyorlar, ya da benimsettiler. Ülkemizdeki kadınların büyük bir çoğunluğu kendi hakkını reddediyor. Sen zorla hakkını veremezsin ki; bir insana sen böyle özgürleşmek zorundasın diyemezsiniz ki. Ülkemizde kadınlarımız özgür değil, birey değiller çünkü. En modern, en eğitimli kadınlarımız dahi, monarşik kurallarla yetiştirildiğinden; en üst düzey yönetici dahi olsalar, yetkilerini kullanmıyor. Kültürel anlamda feodal yapıyla yetiştirildikleri için, kadınlarımızı sanki yöneticiliğe ve siyasete hazır değil gözüyle bakıyorum. Ya da kadınlarımız kendilerini, kendi insiyatifiyle önderlik yapabilecek güçte görmüyorlar. Siyasetle din döngüsü arasında sıkışıp kalıyorlar.
7-size göre Türkiye’nin yerel seçimlerindeki vizyon ve altyapı olarak değişime uğradıktan sonra layıkıyla belediye başkanları var mıdır? Beğendiğiniz projeler var mıdır? Sizce gerçek bir yerel yönetimden ne kadar uzaktayız?
Başkan Özkaya: Güzel bir örnekle başlamak istiyorum: Hamal olarak çalışan bir kişi, işi bittikten sonra evine gider. O kadar çok yük taşımıştır ki; kiralarını, masrafları vs ödeyebilmek için aşırı derecede yorulmuştur. Hamalın 5 yaşında bir çocuğu vardır. Hamalın 5 yaşındaki çocuğu, babası eve geldiğinde onunla atçılık oynamak ister. Ancak babasının ağır yük taşımaktan adeta canı çıkmış, bitkin bir haldedir. Zaten karınlarını zar zor doyurdukları için, koltuğa oturduğunda kalkmak dahi istememektedir. Hamal oğluna; ‘Oğlum çok yorgunum. Yarın oynayalım mı? Sana söz veriyorum’ der. Çocuk ‘tamam babacığım’ der. Ve yarın olur. Çocuk adeta dört gözle babasının gelmesini beklemektedir. Yarın olur, hamal dünden daha yorucu ve kötü bir gün geçirmiştir. Daha da çok çalışmak zorunda kalmıştır. Morali bozuk bir şekilde evine gelip koltuğa oturan hamal, televizyonu açıp haberlere bakarken, oğlu çıkagelir. Oğlu babasına; ‘Baba, baba hani söz vermiştin. Hani atçılık oynayacaktık’ der. Baba, söz verdiğini hatırlar ve düşünür; ‘evet’ söz vermiştim. Çok da yorgunum. Ne yapacağım? Derken, yerde duran gazeteyi görür. Gazetenin üzerinde dünya haritası vardır. Babanın aklına bir fikir gelir ve içinden; ‘ben bu gazetedeki dünya haritasını yırtarsam, bu çocuk bu haritayı bir araya getiremez’ diye düşünür. Baba gazeteyi yerden alıp oğluna; ‘Bak, ben bu dünya haritasını yırtacağım. Eğer, sen bunu eski haline getirebilirsen, seninle atçılık oynayacağım’ der ve gazeteyi parça parça eder. Çocuk gazete parçalarını alıp odasına gider. Baba da; ‘oh be o haritayı dünyanın en iyi coğrafyacıları bir araya gelse, yine düzeltemezler. 5 yaşındaki bir çocuk nasıl düzeltsin’ der. Ancak çocuk 5-6 dakika sonra odasından çıkıp; ‘Baba, baba ben bunu bir araya getirdim’ der. Baba şaşkınlıkla; ‘Dünyanın en iyi coğrafyacıları dahi bunu birleştiremez. Oğlum, sen bunu nasıl yaptın?’ der. Haritada hata arar ancak bulamaz. Çocuk o sırada babasına; ‘Babacığım, haritanın arka kısmında bir insan resmi vardı. Ben o insan resmini düzelttim. Sonra da dünya düzeldi…’ der. Evet, kıssadan hisse… Dünyayı ve ülkemizdeki siyaseti düzeltmek için görevleri, makamları işin ehline teslim etmek gerekir. Sadece popüler oldukları için, insanları bir araya getirmenin hiç anlamı yok. Görevi; Mahallede, ilçede, şehirde ve ülkede, sorumluluklarının yükünü taşıyamayacak olan insanlara verecekseniz; 50 kilo kaldırabilen bir kişiden 500 kilo yük kaldırmasını beklemeyin. Seçilenlerden daha çok, seçmenleri yönlendirmek lazım. Seçmen insanlarımıza sesleniyorum; Önce insanı düzeltmek lazım, sonrasında zaten dünya düzelir. Önce yöneticiyi düzeltmek lazım, sonra çevre düzelir. Örneğin, bizim geleceğe dönük olarak yaptığımız bir zeytin projemiz vardı. Yerel yönetim olarak hiçbir belediyeden destek gelmedi. Bunun dışında dikkat çeken bir proje olmadı.”
Yorum Yazın