




Son yıllarda, Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin çeşitlilik, eşitlik ve katılım (DEI) ‘' (DEI, Çeşitlilik, Eşitlik ve Katılım (Diversity, Equity, and Inclusion) terimlerinin kısaltmasıdır. Bu kavramlar, özellikle iş yerlerinde ve toplumsal yapılarda, farklı grupların eşit fırsatlar ve katılım hakkına sahip olmalarını sağlamayı amaçlayan politika ve uygulamaları ifade eder.)'' politikalarından uzaklaşması, sanat dünyasında önemli tartışmalara yol açtı. Trump’ın yönetiminin DEI karşıtı politikaları, sanatı ve özellikle kültürel üretimi, giderek daha fazla kutuplaşan bir ortamda şekillendirecek gibi görünüyor. Sanat, yalnızca estetik bir ifade biçimi olmanın ötesinde, toplumsal ve kültürel kimliklerin inşa edildiği bir alan olarak büyük bir etkiye sahiptir. DEI’ye karşı duruş, bu alanda nasıl bir değişim yaratacak?
Sanat piyasası üzerinde etkileri derin olacak. Sanat dünyası, devletin bu tür politikaları benimsemesiyle, ticari yönelimlerini nasıl yeniden şekillendirecek? Scott Reyburn, The Art Newspaper’daki yazısında, en zenginlerin sağa kayarken ticari sanat dünyasının da onları takip edip etmeyeceğini sorguluyor. Bu soru, yalnızca ticari sanatı değil, kurumların programlamalarını ve sanat galerilerinin politikalarını da derinden etkileyebilir.
Sonuçta, "kimlik sanatı" kavramı giderek daha fazla sorgulanır hale geldi. Sanatçılar ve sanat yazarları, bir serginin kimlik odaklı olup olmadığını ve bu kimliklerin hangi perspektiften yansıtıldığını tartışıyorlar. Bu bağlamda, toplumsal cinsiyet, ırk, engellilik ve cinsel kimlik gibi konularda yapılacak sanat üretiminin değerinin sorgulanması, artan kutuplaşmayı derinleştirebilir. Sanat yazarı Jerry Saltz, Christine Sun Kim'in Whitney’deki "All Day All Night" sergisine dair eleştirisinde, sanatçının sağırlığını merkeze alan eleştirmenlerle çatışması gerektiğinden bahsediyor. Saltz, kimlik sanatını "indirgemeci ve ötekileştirici" olarak tanımlıyor ve sanatın kimliğe indirgenmesini eleştiriyor. Burada önemli olan, sanatın evrensel ifadesinin dar bir kimlik politikasına hapsolup kalmaması gerektiği düşüncesidir.
Bununla birlikte, sanat dünyasındaki gelişmeler her zaman lineer bir şekilde ilerlemez. Örneğin, Amerikalı Yerli sanatçılar ve Siyah sanatçılar son yıllarda daha fazla tanınmaya başlandı. Ancak bu tanınma, yalnızca kısa vadeli bir trendden ibaret değil. Zamanla daha fazla sanatçı, geçmişte marjinalleşmiş toplulukların sesini duyurmak için sahneye çıkacak. 2025 itibarıyla, galeriler ve sanat kurumları, özellikle Siyahi ve Yerli sanatçıları daha fazla öne çıkarma çabalarını sürdürecektir.
Öte yandan, DEI politikalarından uzaklaşan bir hükümetin sanatı şekillendirme biçimi, yalnızca sanatın içsel dinamikleriyle değil, aynı zamanda küresel sanat piyasasıyla da bağlantılı olacaktır. Venedik Bienali gibi prestijli sanat etkinlikleri, Avustralya’nın mevcut Venedik Serpintisi’yle mücadelesi gibi örnekler, uluslararası sanat dünyasında DEI’nin etkisinin nasıl hissedildiğine dair fikir verebilir. Bu tür etkinliklerde, yerli sanatçılar ve toplulukların daha fazla söz hakkı alıp almayacağı, küresel sanat piyasasında geniş yankılar uyandıracaktır.
Sonuç olarak, Trump’ın DEI karşıtı politikası, yalnızca Amerika’daki sanat ortamını değil, tüm dünya sanatını etkileyecek bir değişim dalgasının öncüsü olabilir. Kimlik temelli sanatların artan önemi ve bu sanatların piyasadaki yeri, gelecekte daha fazla sorgulanacak ve farklı yönlerden ele alınacaktır. Bu dönemde sanat, toplumsal değişimlerin ve siyasal kutuplaşmanın bir aynası olmaktan öteye geçerek, kendi kimlik mücadelesini verecek gibi görünüyor. Trump’ın DEI Karşıtı Politikası Sanat Dünyasında Ne Gibi Değişimlere Yol Açacak? Bu sorunun cevabını zaman ile hep beraber göreceğiz takipte kalın.
Cleveland Sanat Müzesi, Yağmalandığına İnanılan Roma Bronzunu Türkiye'ye İade Edecek
Cleveland Sanat Müzesi, uzun yıllardır koleksiyonunda bulunan ve Roma İmparatoru Marcus Aurelius’a ait olduğu düşünülen başsız Roma bronz heykelini Türkiye'ye iade etmeye karar verdi. Müzeye ait bu heykel, daha önce Türkiye’den kaçırıldığına inanılıyor ve bu kararla birlikte müze, kültürel mirasın geri verilmesine yönelik önemli bir adım atmış oldu.
New York Times’a göre, müzenin bu kararı, Manhattan Bölge Savcılığı Eski Eserler Kaçakçılığı Birimi'nin yaptığı yeni araştırmalar sonucu alınan yeni kanıtlara dayanıyor. 1986 yılında satın alınan heykel, uzun süredir tartışma konusu olmuştu. Heykelin, antik arkeolojik alandan çalındığına dair yeni bulguların ortaya çıkmasının ardından müze, Manhattan’daki yetkililer tarafından çalındığı iddia edilen heykelin iade edilmesini engellemeye çalışmıştır. Ancak yapılan kapsamlı adli tıp testleri ve toprak örneklerinin karşılaştırılması, heykelin Türkiye’den kaçırıldığını kesinleştirerek müzeyi kararını değiştirmeye zorladı.
Cleveland Sanat Müzesi, yaptığı açıklamada, "Bu yeni araştırma olmasaydı müze, heykelin bir zamanlar bölgede mevcut olduğunu kesin olarak belirleyemezdi" diyerek, suçluluğu kanıtlayan bu yeni veriler ışığında pozisyon değiştirdiklerini belirtti. Heykelin Türkiye'ye iade edilmesi için lojistik işlemler tamamlanmak üzere ve eser, en kısa zamanda Türk yetkililere teslim edilecek.
Bu gelişme, sanat dünyasında kültürel mirasın korunmasına ve kaçakçılıkla mücadeleye yönelik uluslararası çabaların bir sonucu olarak dikkat çekiyor. Türkiye’nin, yurt dışındaki kültürel varlıklarını geri alabilme yolundaki mücadelesi, bir kez daha kazandığı önemli bir zaferle taçlanmış oldu. Müzenin, bu kararı almasının, diğer kültürel miras alanlarında da benzer adımların atılmasına ilham vermesi bekleniyor.

Antik Roma'nın Nadir Bronz Heykeli Türkiye'ye İadesi Bu Yıl Bekleniyor.
Antik Çağ'ın en önemli ve nadide bronz eserlerinden biri olarak kabul edilen Roma İmparatoru Marcus Aurelius’a ait başsız heykel, sonunda doğduğu topraklarla yeniden buluşuyor. Roma İmparatorluğu’nun önemli kültürel yapılarından biri olan Sebasteion’da bulunan bu eser, filozof kimliğiyle tanınan Marcus Aurelius’u tasvir etmesiyle dikkat çekiyor. Eser, bu yıl içinde Türkiye’ye iade edilerek, yüzyıllar sonra yeniden yerli topraklarında sergilenecek.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, heykelin Türkiye’ye iade edilmesiyle ilgili olarak sosyal medya hesabından bir açıklama yaptı. Ersoy, "Kültürel mirasımıza sahip çıkmaya devam ediyoruz. Uluslararası iş birlikleriyle kaçırılan eserlerimizi tek tek geri alıyoruz. Bu süreçte emeği geçen tüm kurumlarımıza, uzmanlarımıza ve yetkililere teşekkür ediyorum. Tarih yerinde güzeldir, koruyacağız" şeklinde konuşarak, kültürel mirasın korunması ve geri kazanılması adına önemli bir adım attıklarını vurguladı.
Heykelin iade süreci, Türkiye'nin yurt dışındaki kültürel varlıklarının geri alınması için gösterdiği kararlılığın bir örneği olarak sanat dünyasında büyük yankı uyandırdı. Hem tarihi hem de sanatsal açıdan büyük bir öneme sahip bu eser, Türkiye'deki koleksiyonlar arasında yerini alacak ve antik Roma dönemine dair önemli bir kültürel iz olarak sergilenecek.
Sanatın, kültürel ve toplumsal dinamiklerle nasıl etkileşimde bulunduğu her zaman derinlemesine bir incelemeyi hak eder. Gelecek sayıda daha fazla sanat haberiyle görüşmek için sabırsızlanıyorum. Sanatla kalın ve her zaman yaratıcı olmaya devam edin! Görüşmek üzere!
Nazlı TANRIKULU
Yorum Yazın