Serkan ÖZKAYA
Serkan ÖZKAYA

SALLANA SALLANA İŞ YAPILMAZ

Türkiye, tarih boyunca deprem kuşağında yer almanın getirdiği gerçeklerle yüzleşmiştir. Son dönemde Ege Bölgesi'nde art arda yaşanan depremler ve uzmanların İstanbul için yaptığı uyarılar, deprem gerçeğini bir kez daha gündemimize taşımaktadır. Ancak, bu doğal afetler karşısında alınması gereken tedbirler konusunda ne kadar ilerlediğimiz tartışmalıdır. YAGEV olarak, yerel yönetimlerin ve merkezi idarenin bu süreci daha etkin yönetmesi gerektiğine inanıyoruz. Ege Bölgesi, tarihsel olarak sık sık depremlerle sarsılmış bir coğrafyadır. Son yıllarda İzmir ve çevresinde meydana gelen sarsıntılar, bölgedeki yapı stokunun ne derece güvenli olduğu sorusunu tekrar gündeme getirmiştir. 30 Ekim 2020 İzmir depreminde yaşanan yıkım, özellikle zemin etüdü yapılmadan inşa edilen binaların riskini gözler önüne sermiştir. Peki, alınan önlemler yeterli mi? Kentsel dönüşüm çalışmaları hızlandırılsa da sürecin ağır ilerlemesi ve finansal kaynakların yetersizliği gibi faktörler, bölge halkının risk altında yaşamasına neden olmaktadır. YAGEV olarak, belediyelerin ve ilgili bakanlıkların koordineli çalışarak dönüşüm sürecini hızlandırmasını ve vatandaşların can güvenliği için teşvik mekanizmalarının artırılmasını öneriyoruz.

Bilim insanları yıllardır İstanbul'da büyük bir depremin kaçınılmaz olduğunu vurgulamaktadır. Marmara Denizi'nde biriken enerji, 7 ve üzeri büyüklüğünde bir depreme yol açabilecek potansiyeli barındırmaktadır. İstanbul gibi yoğun nüfuslu ve ekonomik olarak ülkenin kalbi sayılabilecek bir şehirde yaşanacak büyük bir sarsıntı, sadece fiziksel yıkımlara değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik felaketlere de neden olacaktır. İstanbul depremi tam olarak bir milli güvenlik sorunu oluşturacaktır. Söylemeye dilimiz varmasa da bunu dile getirmek gerektiğini ifade etmek zorundayım. İstanbul depremi Milli güvenlik probleminden çok bağımsızlığımızı tehdit edecek kadar önemlidir. 

Ne yazık ki, İstanbul'da kentsel dönüşüm süreci istenilen hızda ilerlememektedir. 1999 Gölcük depreminden bu yana birçok yasa ve yönetmelik değiştirilse de riskli yapıların tamamen yenilenmesi konusunda ciddi bir mesafe kat edilememiştir. Çoğu bina hâlâ eski yönetmeliklere göre inşa edilmiş olup, güçlendirme çalışmaları da yetersizdir. Deprem konusunda ülke olarak en büyük eksikliğimiz, önleyici tedbirlerde gecikmemizdir. Deprem olduktan sonra alınan önlemler, kayıpları telafi edemez. Bu gecikmelerin başlıca sebeplerini şu şekilde sıralayabiliriz.

Her gün Değiştirilen İmar Planları: Türkiye’de oturmuş bir imar planı yapılmamasından kaynaklanan sıkıntılar. Her gelen Belediye Başkanına veya Bakana göre imar planlarında tadilata gidilmesi. Mülkiyet problemlerinden kaynaklı ortaklıkların giderilememesi. Yeterli olan arsa stokunun imar stokuna dönüştürülememesi. İmar rantının zenginleşme ve sermaye transferi olarak kullanılması. 

Bürokratik Engeller: Kentsel dönüşüm süreci, uzun onay süreçleri ve mevzuat engelleri nedeniyle yavaş ilerlemektedir. Yeni düzenlemelerle bu süreçlerin hızlandırılması gerekmektedir. Yerel yönetimlerle Merkezi hükümetin eş güdümlü çalışmaması. Daha çok rekabet halindeymiş gibi çözüm odaklı değil sorun odaklı olmaları.

Finansal Kaynak Yetersizliği: Vatandaşların kendi imkanlarıyla binalarını yenilemesi beklenirken, devlet desteği yetersiz kalmaktadır. Düşük faizli krediler, hibe destekleri ve teşvik mekanizmaları oluşturulmalıdır. Yapı üretimini desteklemek için inşaat firmalarının garantör sigorta sistemine geçmeleri gerekmektedir. Küçük mevduat sahiplerinin korunması ve sisteme güvenlerinin artırılması için hukuki ve idari altyapının kesin kurallara oturtulması gerekmektedir. Ekonomik kırılganlıklara karşı, müteahhit firmanın işi yarım bırakmasına karşın finansal sigorta ve garantörlük sisteminin getirilmesi gerekmektedir.  

Farkındalık Eksikliği: Halkın bilinçlendirilmesi ve deprem eğitimi konusunda eksiklikler devam etmektedir. Olası bir deprem anında nasıl hareket edilmesi gerektiği konusundaki eğitimler yaygınlaştırılmalıdır.

YAGEV olarak, yerel yönetimlerin ve merkezi idarenin iş birliği içinde çalışmasını destekliyoruz. Deprem riskini azaltmak için şu önerileri sunuyoruz:

Yerel Yönetimlere Yetki Artırımı: Belediyeler, kentsel dönüşüm sürecinde daha aktif bir rol üstlenmeli ve merkezi idare tarafından desteklenmelidir. Merkezi yönetim denetim ve sigortalama konusu üzerinde daha yoğun çalışmalıdır. 

Hızlandırılmış Dönüşüm Programları: Riskli yapıların en kısa sürede yenilenmesi için yasal prosedürler sadeleştirilmeli ve süreç hızlandırılmalıdır.

Finansal Destek Paketleri: Vatandaşların güvenli konutlara erişimini kolaylaştırmak için düşük faizli kredi imkanları genişletilmelidir.

Eğitim ve Bilinçlendirme Çalışmaları: Deprem öncesi ve sonrası için halkın bilinçlendirilmesi adına daha fazla seminer, tatbikat ve eğitim programı düzenlenmelidir.

İstanbul’da ki Yapı Stok takibi yapılmalı: Bu konu başlı başına ele alınmalıdır. Kısaca satışa hazır ancak kiraya verilmeyen, satışı yapılmayan yıllarca bekletilen yapıların vergilendirilmesi farklı olmalıdır. Boş tutulan bu yapılar bir taraftan yapı kira bedellerinin artmasına bir taraftan da finansal sermayenin atıl olarak bekletilmesine neden olmaktadır. İstanbul’da tek başına yaşayan yaşlı nüfusu ile ilgili çalışma yapılmamasından kaynaklı olarak yapı stokunun verimli kullanılmamasına neden olmaktadır.  

Sanki Türkiye’de hiç deprem yaşanmamış gibi bazılarının salana sallana iş yapmaları gerçekten çok vahim. Kaybettiğimiz on binlerce can kaybı ortadayken Türkiye’de ki deprem hazırlığı deprem gerçeğine kimsenin hazır olmadığını göstermektedir. Ekonomik olarak kayıplarımızı tartışmıyoruz bile. Şunu bir türlü ögrenemedik öğretemedik. Deprem can almaz kötü yapı can alır. 

Sonuç olarak, Türkiye'nin deprem gerçeği karşısında daha fazla zaman kaybetme lüksü yoktur. Ege Bölgesi'nde yaşanan depremler ve İstanbul için yapılan uyarılar, acil ve etkin çözümler üretmemiz gerektiğini göstermektedir. YAGEV olarak, yerel yönetimlerin bu süreçte daha güçlü bir rol almasını ve merkezi hükümet ile iş birliği içinde hareket etmesini savunuyoruz. Deprem değil, ihmalkârlık öldürür; bu yüzden zamanında ve doğru önlemler almak hepimizin sorumluluğudur.

YAGEV Başkanı 

Serkan Özkaya

 

Yorum Yazın